28 Ekim 2014 Salı

Elmalı Kurabiye

Geçenlerde elmalı kurabiye çekti canım. Açtım Google amcayı, sordum "Elmalı kurabiye nasıl yapılır?" diye. Karşıma bir sürü tarif çıkardı. Evdeki malzemelere göre seçtim birini, yaptım hemen. Pek bi güzel oldu:)



Malzemeler;
1/2 margarin
1 çay bardağı sıvı yağ
1 su bardağı yoğurt
1 çay bardağı pudra şekeri
1 paket vanilya 
2 paket kabartma tozu
1 yumurta
Aldığı kadar un:)


Tüm malzemeler bir kabın içinde hamur haline getirilir.


İç malzemesi için;
4 tane elma 
1 çay bardağı şeker
1 çay bardağı ceviz
1 çay kaşığı tarçın
Elmalar rendelenir, şekerle birlikte suyu çekene kadar pişirilir. Sonra ceviz ve tarçın ilave edilir.

Hazırlanan kurabiyeler 150 derece fırında, üzeri kızarana kadar pişirilir:) Pişen kurabiyelerin üstüne pudra şekeri serpilir ve servis edilir:))





9 Ekim 2014 Perşembe

Bakır Etkisi

Bakır bu sene de moda. Hemen hemen tüm ev aksesuarlarında karşımıza çıkıyor. Ya da algıda seçicilik ben hemen fark ediyorum. Çok hoşuma gidiyor. Altın gibi gümüş gibi değil daha sıcak ve parlak:)

Ben de 1-2 deneme yaptım bu güzel renk ile. Önce beyaza boyadığım teneke kutular üzerinde denedim. Vazgeçilmez puantiye, kalp ve yıldız boyadım. 





Sonra cam üzerinde bakır varak denedim. Biraz daha sabır gösterip, dikkatli yapsaydım daha güzel olabilirdi. Ama böyle de doğal bir görüntüsü oldu bence:)




Bir de yine cam da, bu sefer içine bakır rengi boyayı akıtarak bir deneme yaptım. Şimdilik bunlarda hoşuma gidiyor:) 



İçinde mum yakınca da değişik bir hava katıyor ortama:) Hoşuma gidiyor.


Bakır etkisinden çıkana kadar çalışmalarım devam edecek:)) 

29 Eylül 2014 Pazartesi

Hobi köşem:)

Kendimi bildim bileli hep bir şeylerle uğraşmayı sevmişimdir. Maymun iştahlıyımdır. Her şeyi yapmak isterim. Yapamadığım zaman sinir basar, yapana kadar uğraşır, becerebilirsem devam eder, sıkılırsam bir daha elime almam.

Ortaokul yıllarında gitar çalmaya heveslenmiştim mesela. Kursa bile gittim, ama yok sarmadı, kulak yok bende ona karar verdim, bıraktım. Bir daha elime almadım. Kulak yok sanıyordum ama ucundan azcık işe yarar bir kulak varmış ki 3 sene (ortaokul 1-2 ve lise 1) okulun halk oyunları ekibinde bir çok yörenin oyununu oynadım.

Ama asıl zevk aldığım çizmekti. Derslerde hep bir şeyler çizerdim. Matematikle, fizikle, kimyayla hiç aram yoktu. İyi ki de yokmuş, azmettim, çalıştım ve üniversitede istediğim okulun, istediğim fakültesine, hem de en çok istediğim bölümüne girdim. Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik bölümünü bitirdim. Üniversite hayatım boyunca da seçmeli dersler de hep farklı bölümlerden dersler aldım. Çünkü her şeyi denemek, öğrenmek istiyordum. Heykelden modelaj dersi alıp büst yaptım, seramikten aldığım dersle seramik yapmanın ne kadar zevkli olduğu gördüm. Resim bölümünden ders alıp gravür, serigrafi gibi çeşitli baskı tekniklerini öğrendim. 

Hal böyle olunca, okuldan mezun olsanız da, istediğiniz işi yapsanız da devamlı başka şeyler yapmak istiyorsunuz. İyi kötü elinizde yatkınsa bir çok hobiniz oluyor. Ama bu hobiler için bir oda şart:)) yoksa evin her köşesi size hobi alanı. Salonun baş köşesinde ahşaplar, boyalar, koltuk üzerinde kesilmiş keçeler, yerlerde ipler... 

Tabii gönül isterdi ki şöyle kocaman bir oda olsa, büyük bir çalışma masası, bir sürü malzemeyle dolu dolaplar falan:) Ama olsun, benim de evin bir odasında küçük de olsa işimi gören bir hobi köşem oldu sonunda.

Bu oda evin joker odası. Yeri gelir yatılı misafir ağırlar, yeri gelir çamaşır-ütü odası olur. Yeri gelir çocuklar için oyun odası olur. Artık hobilerimden dolayı hobi odası da oldu:)) 

Nisan ayında aldım elime boyayı fırçayı, bi güzel boyadım odayı. Bir masa, 2-3 raf oldu da bitti. Şimdi istediğim zaman 'odama' çekilip istersem boya yapıyorum, istersem dikiş dikiyorum:))) Oradayken benden mutlusu yok:)))


Duvar gün geçtikçe doluyor, yaptıklarımı asıyorum. En sevdiğim de arkadaşım Umut'un çizdiği 'Frida' :))



Raflar dolu, toz almak için ideal yani:))




Vee bu oda da yaptığım bazı çalışmalar ve ayrıntılar:))





 










Keşke bütün günümü burada geçirebilsem, aklımdakileri sakin sakin yapabilsem. Çoğu zaman yorgunluktan odanın kapasından bile giremesem de, yinede orada bana ait bir çalışma köşesi olduğunu bilmek güzel:))) 

10 Eylül 2014 Çarşamba

Hâlâ aklımızda kalan iki mekan - Rengigül ve Asude Ada Cafe

Bozcaada'ya gidip de Rengigül'de kahvaltı edilmez mi hiç? 

Bu kapıdan girdiğiniz anda bambaşka bir dünyanın içinde buluyorsunuz kendinizi. Derdi tasayı unutup, üstüne bir de mükellef bir kahvaltı ediyorsunuz:) Hele bir de benim gibi melekleri seviyorsanız, içeri girer girmez mest oluyorsunuz:)



Öyle güzel bir yer ki burası, her yeri her köşesi ayrı bir güzel. Dolu dolu dolu, her yer dolu:) 

Burası 1876 yılında inşa edilmiş bir rum konağıymış. 1977 yılında şimdiki sahibi Özcan Hanım burayı satın almış. Önceleri ev olarak kullanılmış. 1997 yılından beri de Rengigül Konukevi olarak hizmet vermeye başlamış.


Burası güzelliği ve huzuru dışında, kahvaltısı ile nam salmış. O reyhanlı domates, tazecik otlu börek, omlet, salça, limon rendeli lor peyniri, hele de o çeşit çeşit reçelleri karpuz, kavun, iğde çiçeği, gül, akasya, böğürtlen, gelincik, mandalina, incir, domates, biber, dut... Boş kalmayan çay bardakları... Yani ye, ye kalk biraz dolaş, etraftaki güzellikleri seyret, Özcan Hanımla, çalışanlarla ve diğer konuklarla sohbet et, otur tekrar ye, yee














Sanırım 3-4 saatimizi burada geçirdik, hiç ayrılmak istemedik. Bir daha ne zaman tekrar gideriz bilmem ama Özcan hanımı ve o kahvaltıyı hiç unutamayacağız kesin:))




Bir de sahil tarafında dolaşırken gördüğümüz Asude Ada var ki, burada da vakit geçirmek çok keyifliydi. Bu sene açılmış burası. Sahibi Asude ve annesi gibi şirin ve tatlı bir kafe. 



Yürürken bir anda "aa ne güzel bir yermiş burası" diye dikkatimizi çekti önce, sonra oturduk birer çay içtik. Kesmedi tabi ertesi gün yine gittik. Bu sefer bir şeyler yedik. 



Acıkmış olmalıyız ki hemen sildik süpürdük. Çok da lezzetliydi yediklerimiz.




İşe bu güzel mekanın sahibi Asude Hanım:) Yolu hep açık olsun:))





25 Ağustos 2014 Pazartesi

Bozcaada - Tenedos

Tatile kaldığımız yerden devam, son Bozcaada'ya 10 km kalada kalmıştık;

8 saatlik bir yolculuktan sonra Geyikliye vardık. Geyikli Feribot İskelesi'nden her saat başı (yaz için geçerli) Bozcaada'ya geçmek için feribot seferleri var. Biz de çok beklemeden kendimizi feribotta bulduk:) 




Yarım saat süren yolculuktan sonra Bozcaadaydık:)



Kalacağımız otele yerleştikten sonra kendimizi dışarı attık ve önce karnımızı doyurduk:)


Biz, Armagrandi adında bir otelde kaldık. Burası eski bir şarap fabrikasıymış. Ayrıntıları burada http://www.hotelspina.com/bozcaada/ bulabilirsiniz. Biz çok memnun kaldık. Otelin yeri çok merkeziydi. Dolaşmaktan yorulduğumuzda veya genel ihtiyaçlarımızı karşılamak istediğimizde hemen odamıza ulaşabiliyorduk. Odalarda avluya bakan küçük bir cam olduğundan biraz kasvetli geldi ilk başta. Ancak odada çok vakit geçirmediğimizden bizim için temizliği ve rahatlığı yeterliydi. Kahvaltısı da çok güzeldi. Personeli de çok sıcak kanlı ve yardım severdi. Bahçesi ise sakin ve çok huzurluydu. Bize güzel ve rahat bir tatil yeri oldu:)



Gittiğimiz yerlerde öncelikle kale varsa muhakkak gezeriz. İlk günümüzün yağmurlu başlaması tabii ki bizi durdurmadı ve ilk önce Bozcaada kalesine gittik. Havanın kapalı ve serin olması kaleyi gezmek için idealdi:)







Üç gün kaldığımız Bozcaada'da denize girmeyi tercih etmediğimizden günümüzü hep sokaklarda gezerek geçirdik. Yoruldukça ve acıktıkça oturup bir şeyler yedik veya otele gidip dinlendik.

İşte o güzel, rengarenk ve huzur dolu sokaklar.

















Ve o birbirinden güzel kapılar:)










Dahaa bitmedi. Sırada Bozcaada da gün batımı var:))

Ada büyük olmasına rağmen, yerleşim alanı küçük bir bölge. Geri kalanı bağlar, bahçeler, bağ evleri, plajlar. Arabanız yoksa bile dolmuşla ulaşabileceğiniz yerler. Her gün saat 18.30 da kalkan dolmuşlardan birine atlayıp hem adanın etrafını görüp, hem de Rüzgar Gülleri'nin oraya gidip güneşi batırabilirsiniz. Biz de öyle yaptık ve atladık bir dolmuşa geze geze güneşi batırmaya gittik. 

İlk durağımız Gülerada Reçelleriydi.



Burada reçellerin ve şarapların tadına bakabilir, beğendiğinizi alabilirsiniz. Alacağınız güzel bir şarap, size gün batımında eşlik edebilir:)




Rüzgar Güllerin'e vardığımız da gün bitmek üzereydi. Herkes yerlere oturmuş, ellerinde içecekleri, bu muhteşem manzara karşısında yerini almıştı.





Bir günü de böyle müthiş bir şekilde bitirdikten sonra, merkeze doğru yola çıktık.

Bozcaada için daha ayrıntılı bilgiye buradan http://www.bozcaadarehberi.com/ ve http://www.bozcaadarehberi.com/nm-bozcaada_hakk%C4%B1nda-cp-2 ulaşabilirsiniz. 

Demiştim Bozcaada için bir post yetmez diye. Devamı gelecek:))


Başka neler var neler:))

Related Posts with Thumbnails