22 Şubat 2016 Pazartesi

İstanbul tatili:))

Evettt yine geçikmiş bir post ile buradayım:)) 

Çocukken her sömestr tatilinde annem, ablam ve ben İstanbul'a anneannemin yanına giderdik:) Geceden trene biner tıngır mıngır, yarım yumalak uyuyarak sabaha İstanbul'da olurduk. Tren Süreyya Plajı'ndan geçerken, camdan bakardık, anneannemin evi gözükürdü çünkü:) Ve anlardım geldiğimizi, birazdan Bostancı'da ineceğiz. Dayım bekler olurdu bizi hep, alır götürürdü hemen eve:))) Anneannem camda beklerdi. Canım benim, kafasını vurup, konuşma merkezi zarar gördüğünden konuşamazdı:((( İki kelimesi vardı; sevindi mi anam, anammm, sinirlendi mi amannn, amannn. Bizi hep anammm, anammmm diye karşılardı, nur içinde yatsın, benim bir gözü ela, bir gözü yeşil ananemmm:)))


Ahhh anılara daydım, gittim, ne güzeldi çocukluk. Hep gezerdik İstanbul'da, soğuk, moğuk dinlemezdik. Şimdi biz çocuklarımızı alıp gidiyoruz anneanneye. Yine soğuk, moğuk dinlemeden geziyoruz:))


Bu yarıyıl tatilinde de bir haftalığına gittik İstanbul'a, hava bir gün güzel, bir gün soğuk ama hep gezilecek kıvamdaydı:)

İlk gün Bağdat Caddesi'ne indik. Adettendir, illa bir caddeye iner, boydan boya yürürüz. Bir de bulduk mu güzel bir kafe, oturur kahvelerimizi içer, tatlımızı yeriz:)))




Bir günümüzü Galata'ya ayırdık, çok seviyoruz oraları. Erkenden gidince Galata Kulesi'nin tepesine de çıktık bu sefer:) Bütün İstanbul ayaklarımızın altındaydı:))




Tabii ki  Serdar-ı Ekrem Caddesi'n deki ve çevresindeki sevdiğim tüm dükkanlara girdik, çıktık. O güzel Galata kafelerinin hepsinde oturamasak da, yoruldukça 1-2 tanesinde oturup dinlendik. 



En güzeli de uzun zamandır görmediğimiz arkadaşlarımızla buluşmaktı:))


Doya doya akşama kadar Galata'da vakit geçirdik:) Her gidişimde bir günü mutlaka buraya ayırırım, çok seviyorum çünkü:))))




Ertesi gün Galata'nın yorgunluğunu evde dinlenerek geçirelim dedik. Ama baktık hava çok güzel dayanamadık öğleden sonra Pendik Marina'ya gittik. Marintürk diye bir marina yapmışlar, çok da güzel olmuş.




Mağazaların yanı sıra oturulacak çok güzel mekanlar var. Hemde tam deniz kenarı. Biz Ankaralılar için bulunmaz bir nimet, deniz kenarında oturup bir kahve içmek.


Deniz havası aldığımıza göre ertesi gün gezmelere devam edebilirdik artık. Bu sefer rotamız Sultan Ahmet. Vapurla Eminönü'ne geçip oradan tramvay yolunu takip ederek yürüye yürüye çıktık meydana. Buraya kadar gelmişken bir Sultan Ahmet köftesi yemesek olmazdı. Enerji depoladıktan sonra, önce meydanda biraz dolaştık. Daha önce gördüğüm yerleri tekrar görmek heyecanlandırdı beni. 


Dikili taşlar, Oki'nin ilgisini çeker diye düşünüyordum. Ama hiç ilgilenmedi bile. Çocuğu soğukta o kadar yürütüp, dolaştırdığımız için hafiften sinir yaptı tabii.



Sırada Aya Sofya,




Ve ilk gördüğümde de ilgimi çeken mozaikler,



Vee Yerebatan Sarnıcı. Son üniversitede bienal zamanında gitmiştim. Yine çok etkileyiciydi:) 



Sonunda Oki'nin de ilgisini çeken bir yer oldu, Medusa Kafaları:)))



Sultan Ahmet'deki renkli binaları da gördükten sonra, bu sefer tramvaya binip indik Eminönü'ne.



Sirkeci'de Rumeli Çikolatacısı'nda yorgunluk kahvemizi de içip döndük evimize:))


Pazar gününü evde güzel bir kahvaltı edip, dinlenerek geçirdik.


Pazartesi günü Kadıköy, oradan vapurla Beşiktaş, Akmerkez, derken akşam Etiler'de Ankara'dan komşumuz olan ve benim de çocukluk arkadaşımla buluştuk. Eski günleri yad ettik:)




Ankara'ya dönmeden bir gün önce hava çok güzel olunca, yine çıktık sokaklara:) Moda'ya gidelim dedik. Çay bahçesinde oturduk tost ve çay söyleyip, manzaranın keyfini çıkardık.





Bu güzel günü de dolaşa dolaşa bitirdik:)


Veee ayrılık vakti:((( Dolu dolu geçen bir tatilden sonra anneanneyi bırakıp Ankara'ya dönmek zor olsa da, evli evine, köylü köyüne... Bir daha ki, İstanbul tatiline kadar vedalaşıp döndük Ankara'ya.




18 Ocak 2016 Pazartesi

String Art - İplik Sanatı

Dün ilk 'string art' yani 'iplik sanatı' denememi yaptım:) Neymiş bu derseniz? çivi ve iplerle yapılan panolar, tablolar diyebilirim. Yapması kolay bir çalışma gibi görünse de, pek öyle değilmiş. Kullanılan malzemeler az ve yaparken etraf batmıyor, temiz iş aslında:)) Ama biraz gürültülü:))))

Bu işi çok güzel yapanlar var, mesela instagramda severek takip ettiğim Arzu gibi https://www.instagram.com/mintiwall/ :)) Şu küçücük şeyi yaparken, Arzu'nun yaptıklarına bir kez daha hayran kaldım:))  

Malzemeler evde varsa, aklıma da bir anda düştüyse duramam illa ben de yapacağım:))) Şimdilik elimdekilerle bir kalp yaptım:))) 


Nasıl yaptığımı kısaca anlatmaya çalıştım. Şöyle bi bakalım neler gerekiyor; çiviler ve çekiç olmazsa olmaz,


Bir küçük kütük parçası,



Kırmızısından ip,


Bir de şablon niyetine kullanmak üzere kalpten bir kalıp olursa güzel olur:) 


Malzemeler hazırsa başlayabiliriz:)


Kütüğün üzerine kalp şeklindeki kalıp yardımıyla çivilerin çakılacakları yerleri işaretledim. Başladım çivileri tek tek çakmaya.


İşte işin en zor kısmı burasıymış. Çivileri çaktım çakmasına ama aynı uzunlukta ve dik olarak çakması zormuş. Yani ben pek beceremedim, ustalık gerektiriyor ve sabır bir de :) Bu işi yapanları bir daha takdir ettim, zor zanaat velhasıl.


Çivi çakma işi bittikten sonra, sıra işin en zevkli kısmına geldi:)) ipleri çivilerden geçirmek. Bunun bir sistemi var mı bilmiyorum, ben çaprazdan başladım, sonra gelişi güzel geçirdim çivilerin arasından:)


Göz kararı, tamam olduğuna karar verdikten sonra ip dolama işini sonlandırdım:)




Evettt elimde nur topu gibi bir string art kalbim var artık:))) Üstüne bir de asma aparatı ve kurdele taktım:)) Şimdi aklımda bir de yıldız yapmak var, bakalım uygun bir tahta bulursam bir ara onu da yapacağım:))) Bu kadarı da yeter bana, işi ustalaruna bırakmak lazım:)) 





14 Ocak 2016 Perşembe

İyi günler

Postun başlığı yastıktan geliyor 'HAVE A NICE DAY'' zira başlık ne koysam bilemedim:) Zaten blog yazmak başlı başına bir mesai gerektiriyor, hele bi de biraz gaza gelmek için yazılıyorsa, işte o zaman başlık da, yazılacaklar da zorluyor haliyle.

Ama ben ne yaptım, koydum kahvemi, kurabiyelerimi sehpaya, aldım elime fotoğraf makinasını 1-2 poz çekiverdim. Aktardım bilgisayara, soğumuş kahvemi içerken başladım yazmaya, plansızca:)





Son günlerde bir şeyler yapmak istiyorum, ama ne yapacağıma karar veremeden koca bir gün hoop bitiveriyor. Halbuki eskiden öyle miydi, en kısıtlı zamanlarda bile bir şeyler yapar, fotoğrafını çeker, yazardım hemen iki satır.


Herhalde kışın rehavetinden olsa gerek diye düşünüyorum. Bir halsizlik, bir üşengeçlik, bir sıkkınlık, bir bıkkınlık. Bu durumların faturasını kışa da çıkarmamak gerek aslında, daha derin mevzular var, ama o konulara girmek istemiyorum:( Memleket meseleleri haliyle çok can sıkıyor.



Maksat keyif almak değil mi? küçük şeylerden mutlu olmak değil mi? bu kadar basit olmalı işte hayat. Koyduğun iki yastıktan, bir fincan kahveden, 3-5 kurabiyeden zevk almalı mesela.








Haa bi de şu ışıklı toplardan:))) https://www.instagram.com/funnylights/





Evet öyle, böyle derken bir postunda sonuna gelmiş bulunuyoruz:) Giriş-gelişme-sonuç olmadan yazılmış bir post oldu yine. 

Hadi o zaman 'İYİ GÜNLER' hepimize :)))



4 Ocak 2016 Pazartesi

Bir Yılbaşı da Böyle Geçti İşte

Bir geleneği bozmak istemedim, yılın ilk postu yılbaşına ait bir post olsun istedim:))

Bu sene yeni yılı Oki'nin okuldan arkadaşları ve onların aileleriyle karşıladık:) Dört yıldır kanka olan dörtlü sayesinde biz ailelerde beraberken çok güzel vakit geçiyoruz:) Her zaman dileğimdir, Okan tek çocuk olduğundan karşısına hep iyi insanlar çıksın, iyi ve sağlam arkadaşlıkları, dostlukları olsun diye. Sanırım bu dileğim karşılığını buluyor. Bir birini koruyup kollayan, kavga etmeden oyunlar kuran ve birlikteyken çok eğlenen bir arkadaş grubu var Okan'ın:)) ama tabii birlikte olmak için her fırsatı değerlendiren aileleri de unutmamak lazım:))

Biz de bu sayede sıcak şömine ateşinde, zengin bir sofrada, koyu bir sohbetle yeni yıla hep birlikte girdik:)))














Umarım 2016 her şeyi ile, getireceği güzelliklerle hepimize unutulmaz bir yıl olur:))



Başka neler var neler:))

Related Posts with Thumbnails